“Bakış; nereye, nasıl, ne şekilde? Manaya, derinliğe, yüreğe; doğru şekilde! Hangi anlayışla, hangi ruhla, hangi bakışla? Hayatla, hassasiyetle, hayretle, halisane!”
İş ve iç dünyamızda içinde bulunduğumuz durumlardaki duruşlarımızda bakış ayarı ile ilgili yaşanan ciddi sorunlar her yönden isabetliliğe zarar veriyor. Bakışlarda ayar yapılması, Netlik ayarının da yapılması, Doğru bakış açısı için asla bulanıklık olmaması, Her durum, fikir ve insana özgü değişiklikler içermesi gerekiyor. Yaşanılan, hissedilen, görülen her şeyin en özel şekliyle yorumlanması gerekiyor. Renklerin net ve tam algılanması, birbirine karıştırılmaması, yansımalarında da kırılmaların olmaması anlamıyla bakışlardaki bulanıklık giderilebiliyor. Anlamların yerini bulması, görüşlerin isabetli olması, ‘keşkesiz bir bakış’ yakalanarak ‘doğru yorumlama’ yapma becerisi kazanılması ‘hayata keyif’ katıyor.
***
Doğru bakış; Sabit fikirlerimizle şekillenmiş bir bakış açısıyla tanımlanmış görüntü değildir. Doğru bakış, kendimize göre yorumladığımız şekil de değildir. Bakışımızda belirginleşen ve beynimizdeki haritada bize iz bırakan şeklin bizim algıladığımız ve yorumladığımız haliyle karşımızdaki kişi, durum ya da fikre kurulan empatinin bizcesi de değildir. Birilerine göre düşünürken kendi anlayışını da iptal etmek değildir. İşten koparak ya da içten bakışı kaybederek de yapılacak değildir. Değerlerini yitirerek görmeyi denemek de değildir. Gözlerini ve gönlünü kapatarak, duygu ve mantığını yitirmek demek de değildir.
***
Doğru bakış aynalara bakarak görülebilir. İş dünyasının aynası, ‘geri besleme ya da bildirim’ şeklinde yapılabilir. Nasıl anlaşıldığınız, ne olarak görüldüğünüz, kendinizi nasıl ifade edebildiğiniz ve kararlarınızın anlamlı, anlaşılır ve uygulanabilirliği durumunu etrafınızdaki insanların cevaplarından çok rahat anlayabilirsiniz. Böylelikle, kendinizi ölçmek, durumunuzu anlamak ve ‘yenilenmek’ için çok güzel bir fırsat yakalayarak ‘değer’lenme şansını yakalayabilirsiniz. İç dünyasının aynası da size kişiliğiniz hakkında ipuçları verecektir. Yalan yaşamayı ve öyle görmeyi istiyorsanız o şekilde yaşayacak ve göreceksiniz. Doğrularla yüzleşerek kendi gerçeğinizde güzellikleri bina etmeyi istiyorsanız da aynanız arzu ettiğiniz resmi size yansıtacak ve siz de kendinizi bulmuş olacaksınız.
***
Bakmasını bilmek, herkese nasip olan bir şey değildir. Kimisi şaşı, kimisi şehla, kimisi kör bakar; renklerden ve doğrulardan uzak yaşar. Kimisi de hem renkleri net görür, hem doğru tanımlamalar yapar. Hayatı ve olayları iyi okur. Doğru anlar. Güzel şekiller bina eder. Kendi güzelliğini de ışıl ışıl yansıtır. İç dünyası ve iş dünyası parlak ışıklar sunar, diğer dünyalara.
***
Bakışlarımızı iyi ayarlamak; ‘hayata, olaylara, kişilere değer katacaktır.’ Derin bakışa sahip olmak da ‘hassas ayar’ olacaktır. Derin bakış sahipleri yürekleri ile işin inceliklerini görme erdemini yaşayacaklardır. Bütün insanlığın ‘bakışlarındaki bulanıklıkları’nı giderdiği, içten iletişimlerin kurulabildiği, her şeyin değerini bulduğu ‘kalbî bakışlar’ın yaşanılarak yaşamaktan keyif alınan bir dünya dileklerimizle..
Dedim: Çok yalnızım. Dedin: … فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186
Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim. Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ Rabbini sabahakşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205
Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim. Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ(Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir. Hud-90
Dedim: Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım? Dedin:أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ALLAH’ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH’ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? Tevbe-104.
Dedim: Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı. Dedin: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (2) غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِِ ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir. Ğafir-2/3.
Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın? Dedin: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُALLAH’tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. Ali İmran-135.
Dedim: Ne kadar güzelsin ALLAH’ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum. Dedin: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.
Birden ‘İlahım ve Rabbim benim senden başka kimim var’ dedim. Sen de أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ ‘ALLAH kuluna yetmez mi?’ (Zümer-36) dedin.
Dedim: Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim? Dedin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا (41) وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (42) هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا
Ey inananlar! ALLAH’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir. Ahzap-41/43.
sonra, varlikli bir adam konustu: "bize vermekten bahset."
ve o cevap verdi:
"sahip olduklarinizdan verdiginizde, çok az sey vermis olursunuz;
gerçek veris, kendinizden vermektir.
çünkü sahip olduklariniz, yarin ihtiyaciniz olabilir diye saklayip korudugunuz seylerden ibaret degil mi?
ve yarin, kutsal sehre giden hacilari takip ederken, kemiklerini, iz birakmayan kumlara gömen fazla uyanik bir köpege ne getirebilir?
ve ihtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan baska birsey degil midir?
kuyunuz tamamen doluyken susuzluktan korkmak, tatmin olamayan bir susuzluk göstermez mi?
çok fazla seye sahip olup, çok az verenler, bunu gösteris isteyen gizli arzulari için yaparlar, ki bu da armaganlarini yararsiz kilar.
ve bazilari vardir ki, çok az seye sahiptirler ve hepsini verirler. bunlar hayata ve hayatin definesine inananlardir, ve kasalari hiç bos kalmaz.
bazilari sevinçle verirler, bu sevinç onlarin ödülüdür.
bazilari ise istirap içinde verirler ve bu aci onlarin vaftizidir.
ve bazilari vardir ki, ne vermenin acisini hissederler, ne sevinç ararlar, ne de bir erdemlilik düsüncesi tasirlar;
onlar, su vadideki mersin agacinin kokusunu salisi gibi verirler.
böyle kisilerin ellerinde tanri dile gelir ve onlarin gözlerinden tanri, dünyaya gülümser.
istendigi zaman vermek güzel bir davranis olabilir; fakat istenmeden, ihtiyaci hissederek vermek çok daha anlamlidir.
ve cömert olan için, verecek kimseyi aramak, veris olayindan daha fazla sevinç getirir.
vermekten alikoyacaginiz herhangi bir sey olabilir mi?
sahip oldugunuz her sey bir gün verilecektir.
öyleyse simdi verin ve vermenin hazzini mirasçilariniz degil siz yasayin..
çogunlukla söyle dersiniz: 'verecegim, ama hak edeni bulabilirsem.'
ne koruluktaki meyve agaçlari böyle düsünür, ne de çayirdaki sürüler.
onlar, saklandiginda çürüyecek olani, yasayabilsin diye verirler.
herhalde kendisine günler ve geceler verilmesini hak eden bir kisi, sizden gelebilecek seyleri de hak eder.
ve hayat okyanusundan içmeye hak kazanmis bir insan, sizin küçük irmaginizdan da bir bardak su alabilir.
faydasindan öte, kabul etmenin gerektirdigi cesaretten ve güvenden daha büyük bir deger var midir?
ve siz kim oluyorsunuz da, onlarin gögüslerini yirtarak gururlarini korunmasizca ortaya seriyor, sonra da onlarin degerlerini örtüsüz ve gururlarini utanmasiz olarak degerlendiriyorsunuz?
önce kendinizi vermeye hak kazanmis ve verme olayinda bir araci olarak görün.
çünkü gerçekte herseyi veren hayattir ve siz kendinizi bir verici olarak belirlediginizde, sadece bir tanik oldugunuzu unutuyorsunuz.
ve siz alicilar, ki hepiniz bu gruba dahilsiniz,ne kendinize ne de size verene bir boyunduruk yüklememek için, hiç bir minnet hissi tasimayin.
bunun yerine, armaganlari kanat yaparak, verenle beraber yükselin;
çünkü borcunuzu gereginden fazla abartmak, annesi özgür yürekli dünya, babasi evren olan cömertlik olgusundan süphe etmek demektir..."
Dünya, körün gözünün işlediği son yerdir, ondan ötesini göremez; ama gözü sağlam olan bakışını ondan öteye vardırır ve ebedi evin (gerçek barınağın) onun ötesinde olduğunu anlar. Öyleyse gözü olan ona göz dikmez; kör olan ise ona göz diker; gözü olan ondan azık toplar, kör olan ise ona azık toplar." Hz. Ali(ra) (Nehc'ul- Belağa)