Photobucket Photobucket Photobucket manaiklimi - KAYIP KENT'İN ESKİCİSİ - Blogcu



KAYIP KENT'İN ESKİCİSİ

10/9/2008 - BAKIŞLARDAKİ BULANIKLIK

Kategori: manaiklimi




“Bakış; nereye, nasıl, ne şekilde?
Manaya, derinliğe, yüreğe; doğru şekilde!
Hangi anlayışla, hangi ruhla, hangi bakışla?
Hayatla, hassasiyetle, hayretle, halisane!”  



İş ve iç dünyamızda içinde bulunduğumuz
durumlardaki duruşlarımızda bakış ayarı ile
ilgili yaşanan ciddi sorunlar her yönden
isabetliliğe zarar veriyor. Bakışlarda ayar
yapılması, Netlik ayarının da yapılması,
Doğru bakış açısı için asla bulanıklık olmaması,
Her durum, fikir ve insana özgü değişiklikler
içermesi gerekiyor. Yaşanılan, hissedilen,
görülen her şeyin en özel şekliyle yorumlanması
gerekiyor. Renklerin net ve tam algılanması,
birbirine karıştırılmaması, yansımalarında da
kırılmaların olmaması anlamıyla bakışlardaki
bulanıklık giderilebiliyor. Anlamların yerini
bulması, görüşlerin isabetli olması, ‘keşkesiz
bir bakış’ yakalanarak ‘doğru yorumlama’ yapma
becerisi kazanılması ‘hayata keyif’ katıyor.


***


Doğru bakış;
Sabit fikirlerimizle şekillenmiş bir bakış
açısıyla tanımlanmış görüntü değildir. Doğru
bakış, kendimize göre yorumladığımız şekil de
değildir. Bakışımızda belirginleşen ve beynimizdeki
haritada bize iz bırakan şeklin bizim algıladığımız
ve yorumladığımız haliyle karşımızdaki kişi, durum
ya da fikre kurulan empatinin bizcesi de değildir.
Birilerine göre düşünürken kendi anlayışını da iptal
etmek değildir. İşten koparak ya da içten bakışı
kaybederek de yapılacak değildir. Değerlerini
yitirerek görmeyi denemek de değildir.
Gözlerini ve gönlünü kapatarak, duygu ve mantığını
yitirmek demek de değildir.


***


Doğru bakış aynalara bakarak görülebilir.
İş dünyasının aynası, ‘geri besleme ya da bildirim’
şeklinde yapılabilir. Nasıl anlaşıldığınız, ne
olarak görüldüğünüz, kendinizi nasıl ifade
edebildiğiniz ve kararlarınızın anlamlı, anlaşılır
ve uygulanabilirliği durumunu etrafınızdaki insanların
cevaplarından çok rahat anlayabilirsiniz. Böylelikle,
kendinizi ölçmek, durumunuzu anlamak ve ‘yenilenmek’
için çok güzel bir fırsat yakalayarak ‘değer’lenme
şansını yakalayabilirsiniz. İç dünyasının aynası da
size kişiliğiniz hakkında ipuçları verecektir.
Yalan yaşamayı ve öyle görmeyi istiyorsanız o şekilde
yaşayacak ve göreceksiniz. Doğrularla yüzleşerek kendi
gerçeğinizde güzellikleri bina etmeyi istiyorsanız da
aynanız arzu ettiğiniz resmi size yansıtacak ve siz de
kendinizi bulmuş olacaksınız.


***


Bakmasını bilmek, herkese nasip olan bir şey değildir.
Kimisi şaşı, kimisi şehla, kimisi kör bakar; renklerden
ve doğrulardan uzak yaşar. Kimisi de hem renkleri net
görür, hem doğru tanımlamalar yapar. Hayatı ve olayları
iyi okur. Doğru anlar. Güzel şekiller bina eder. Kendi
güzelliğini de ışıl ışıl yansıtır. İç dünyası ve iş dünyası
parlak ışıklar sunar, diğer dünyalara.


***


Bakışlarımızı iyi ayarlamak; ‘hayata, olaylara, kişilere
değer katacaktır.’ Derin bakışa sahip olmak da ‘hassas ayar’
olacaktır. Derin bakış sahipleri yürekleri ile işin
inceliklerini görme erdemini yaşayacaklardır.
Bütün insanlığın ‘bakışlarındaki bulanıklıkları’nı giderdiği,
içten iletişimlerin kurulabildiği, her şeyin değerini bulduğu
‘kalbî bakışlar’ın yaşanılarak yaşamaktan keyif alınan bir
dünya dileklerimizle..


Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/8/2008 - VE İNSAN

Kategori: manaiklimi


Dedim: Çok yalnızım.
Dedin: … فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186

Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.
Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ
Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205

Dedim: Buda senin yardımını ister
Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ ALLAH’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Nur-22

Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim.
Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ(Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir. Hud-90

Dedim: Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?
Dedin:أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ALLAH’ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH’ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? Tevbe-104.

Dedim: Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı.
Dedin: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (2) غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِِ ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir. Ğafir-2/3.

Dedim: Bunca günahım var,hangisinin tövbesini yapayım?!
Dedin: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًاALLAH bütün günahları bağışlayandır. Zümer-53.

Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın?
Dedin: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُALLAH’tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. Ali İmran-135.

Dedim: Ne kadar güzelsin ALLAH’ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum.
Dedin: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.


Birden ‘İlahım ve Rabbim benim senden başka kimim var’ dedim.
Sen de أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ
‘ALLAH kuluna yetmez mi?’ (Zümer-36) dedin.

Dedim: Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim?
Dedin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا (41) وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (42) هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا

Ey inananlar! ALLAH’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir. Ahzap-41/43.

Kendi kendime dedim: ALLAH’ım seni çok seviyorum.



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/11/2007 - ERMİŞ

Kategori: manaiklimi

                                                                    sonra, varlikli bir adam konustu: "bize vermekten bahset."

ve o cevap verdi:

"sahip olduklarinizdan verdiginizde,
çok az sey vermis olursunuz;

gerçek veris, kendinizden vermektir.

çünkü sahip olduklariniz, yarin ihtiyaciniz olabilir
diye saklayip korudugunuz seylerden ibaret degil mi?

ve yarin, kutsal sehre giden hacilari takip ederken, kemiklerini,
iz birakmayan kumlara gömen fazla uyanik bir köpege ne getirebilir?

ve ihtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan baska birsey degil midir?

kuyunuz tamamen doluyken susuzluktan korkmak,
tatmin olamayan bir susuzluk göstermez mi?

çok fazla seye sahip olup, çok az verenler, bunu
gösteris isteyen gizli arzulari için yaparlar,
ki bu da armaganlarini yararsiz kilar.

ve bazilari vardir ki, çok az seye sahiptirler ve hepsini verirler.
bunlar hayata ve hayatin definesine inananlardir,
ve kasalari hiç bos kalmaz.

bazilari sevinçle verirler, bu sevinç onlarin ödülüdür.

bazilari ise istirap içinde verirler ve bu aci onlarin vaftizidir.

ve bazilari vardir ki, ne vermenin acisini hissederler,
ne sevinç ararlar, ne de bir erdemlilik düsüncesi tasirlar;

onlar, su vadideki mersin agacinin kokusunu salisi gibi verirler.

böyle kisilerin ellerinde tanri dile gelir ve
onlarin gözlerinden tanri, dünyaya gülümser.

istendigi zaman vermek güzel bir davranis olabilir; fakat
istenmeden, ihtiyaci hissederek vermek çok daha anlamlidir.

ve cömert olan için, verecek kimseyi aramak,
veris olayindan daha fazla sevinç getirir.

vermekten alikoyacaginiz herhangi bir sey olabilir mi?

sahip oldugunuz her sey bir gün verilecektir.

öyleyse simdi verin ve vermenin hazzini
mirasçilariniz degil siz yasayin..

çogunlukla söyle dersiniz:
'verecegim, ama hak edeni bulabilirsem.'

ne koruluktaki meyve agaçlari böyle düsünür,
ne de çayirdaki sürüler.

onlar, saklandiginda çürüyecek olani, yasayabilsin diye verirler.

herhalde kendisine günler ve geceler verilmesini hak eden
bir kisi, sizden gelebilecek seyleri de hak eder.

ve hayat okyanusundan içmeye hak kazanmis bir insan,
sizin küçük irmaginizdan da bir bardak su alabilir.

faydasindan öte, kabul etmenin gerektirdigi cesaretten ve
güvenden daha büyük bir deger var midir?

ve siz kim oluyorsunuz da, onlarin gögüslerini yirtarak
gururlarini korunmasizca ortaya seriyor, sonra da
onlarin degerlerini örtüsüz ve gururlarini
utanmasiz olarak degerlendiriyorsunuz?

önce kendinizi vermeye hak kazanmis ve
verme olayinda bir araci olarak görün.

çünkü gerçekte herseyi veren hayattir
ve siz kendinizi bir verici olarak belirlediginizde,
sadece bir tanik oldugunuzu unutuyorsunuz.

ve siz alicilar, ki hepiniz bu gruba dahilsiniz,ne kendinize
ne de size verene bir boyunduruk yüklememek için,
hiç bir minnet hissi tasimayin.

bunun yerine, armaganlari kanat yaparak,
verenle beraber yükselin;

çünkü borcunuzu gereginden fazla abartmak,
annesi özgür yürekli dünya,
babasi evren olan cömertlik olgusundan
süphe etmek demektir..."

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dünya, körün gözünün işlediği son yerdir, ondan ötesini göremez; ama gözü sağlam olan bakışını ondan öteye vardırır ve ebedi evin (gerçek barınağın) onun ötesinde olduğunu anlar. Öyleyse gözü olan ona göz dikmez; kör olan ise ona göz diker; gözü olan ondan azık toplar, kör olan ise ona azık toplar." Hz. Ali(ra) (Nehc'ul- Belağa)

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

beyazgelinciik
Blogcu Yardım
dilsizmutercim
ummandabirkatre
istanbulale
sonsuzruh
duygularayolculuk
S£RÇ£ serçe
sehnaz62
sonsuzluk4
Photobucket