24/8/2008 - TEK KELİME (İNSAN)

Yağmur damlaları küçük çocuğun yüzüne damlıyordu. Çocuk mutluydu ellerini gökyüzüne açmış yağmur damlalarını yüzündeki mutlulukla yakalamaya çalışıyordu. Çocuğun yüzünde doğanın mutluluğu, güllerin baharda açışının huzuru vardı. Gözlerini sonsuz ufka açmış mavi göklerin derinliklerine, bulutların ötesindeki yıldızlara, yıldızların ötesindeki kaf dağına, kaf dağında hayat ağcındaki anka kuşunu bakıyordu. Çocuğun gözleri sim siyahtı siyahın ortasında umudun ışığı saman yolu parlıyordu.
Çocuk yağmurun altında yıldızdı. Hani tüm ışığı kendisine çeken kara deliklerden öte yağmur damlalarını yüzünde toplayan, bu yağmur damlalarına ruhunu katıp etrafına saçan herkesin aradığı kainatın ortasında ki bir yıldızdı sanki. O tüm ruhu ruhunun yansıması olan bedeni ile döndükçe yağmur damlaları kendine çekiyordu. Damlalar çocuğun yüzünde bütünleşmişti sadece onun yüzüne damlamak onun yüzünden süzülmek sanatçının sanatından akmak onun ruhuna süzülmek istercesine çocuğun yüzüne yağmak istiyordu. Çocuğun çocuk olma sanatının karşısında, döndüğü çiçek deryalarının kapladığı doğanın ve o doğayı saran çocukla var olma onun gözünde ışığa kavuşma var oluşun zirvesi olma, doğanın çocuk karşısında kıskançlığının ötesinde çocuğa hayranlığın ulaşılmaz minneti vardı. Dağlar, ovalar, rengârenk çiçekler, kelebekler ve kuşlar. Hepsi çocuğun etrafında dönerken sanatçının tuvalindeki renkler gibi kusursuz resmin kusursuz noktası; resmin anlamı etrafında tuval üzerinde resimlerin kusursuzunu meydana getiriyorlardı. Anka kuşu yedi zaman öteden hayat ağcı üzerinde kanatlarını çırptı. Kanatlarının bahar rüzgârı bir anlık nazarda dünyaya çocuğun çocukluk vadisine baharın sıcak ama rahmet rüzgârını estirdi. Rüzgârla birlikte tüm doğa toprağa dem vurdu; topraktan çocuğa. Çocuk toprak, toprak çocuk oldu. Anka kuşunun birinci zamanı kapladığında bir damla gözyaşı yağmura karıştı. Yağmur çocuğun yüzüne, anka olma anında: Toprak çocuğa sordu. Bir damla gözyaşı ile yanmak mı? Her şeyini kül etmek küle dem vurup külleşmek mi istersin? Külünden tekrar ayağı kalkmak mı? 
Çocuk dedi... Kül olmak. Yanmak yanmak. Yanarak küle dönüşmek. Ya dedi… Sevdiklerim, dağlar, çiçekler, kelebekler ve attığım her adım, söylediğim sözler ve hissettiklerim yanıp kül olması mı? Rüzgarda savrulan yapraklar gibimi hiç hissetmemiş gibimi her şeyin hiçlikle savrulması mı? Hiç olmak mı? Onca şeyi geride bırakıp yeniden başlamak mı? Çocuk hayır dedi… Hayır… Toprak sustu, rüzgar durdu, çiçekler sallanmaz oldu. Çocuk… Sevdiklerim kalbimdedir dedi, söylediğim sözler dilimdedir, hissettiklerim benliğimdedir. Benim yanmam kül olmaktan öte kavrulmaktır. Benim benliğim bendedir. Yaşadıklarım bendedir. Zaman sükûta büründü. Anka nın kanatları mavi göklerde ressamın tuvalinde ki renkleri gökyüzüne saçtı. Gökkuşağı toprağa değdi, toprak çocuğa. Çocuk gökkuşağının renklerinde yürürken doğa sükûta çekildi. Yedi zamanın yedi katında gökkuşağının yedi rengi çocuk beyaz güneşe kendi başına yürürken insan için durdu.
|